Merhaba arkadaşlar ben sevda bloguma hoşgeldiniz blogumu enchantixfriends düzenledi lütfen bloguma yorum yazın sizler için çok emek hazcıyorum o kadar resim koyuyorum neyse size iyi eğlenceler hoşçakalın!..

SEVDAGİRL - Blogcu



SEVDAGİRL

13/2/2009 - BİLL GATES ÖLMÜŞ

Bill Gates ölmüş ve Tanrının huzuruna çıkmış..
 

Tanrı demiş ki:
'Bill senin durumun hakikaten karmaşık.
Seni cennetemi cehenneme mi yollamalı bilemiyorum.
Her eve bilgisayar girmesine yardımcı olarak insanlığa
katkıda bulundun ama bir yandan da Windows gibi bir
rezaleti de yarattın.
Ben de senin özel durumuna göre bir şey yapacağım.
Cenneti de cehennemi de ziyaret et, hangisine gideceğine, karar ver.
 
'Tamam' demiş Bill Gates, 'Önce cehenneme bir bakayım.'
 
Ve inmiş cehenneme bir de bakmış berrak sulu bir kumsalda
bir sürü güzel kız top oynuyor eğleniyor, güneş parlıyor
hava süper.
 
'Allaah' demiş Bill Gates, 'Cehennem böyleyse Cenneti
hakkaten görmek isterim.'

Ve cennete çıkmış. Bir bakmış, bulutların üzerinde bir
yer, etrafta melekler uçuşuyor, güzelce bir yer ama
cehennem kadar değil.
 
'Tamam' demiş tanrıya Bill Gates, 'Ben cehenneme gitmeye
karar verdim.'
 
İki hafta sonra tanrı cehennemi ziyaret edip Bill Gatesin
nasıl olduğuna bakmaya karar vermiş
Gitmiş Bill'in yanına, Bill bir duvara zincirlenmiş,
alevler içinde karanlık bir mağarada ve zebaniler işkence
ediyor.
 
- Nasılsın Bill? -
 
- Korkunç! Burası iki hafta önce geldiğim cehennem değil!
Kızların oynaştığı o güneşli kumsala ne oldu? -
 
Tanrı cevap vermiş:
O ekran koruyucuydu!!!!!
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/2/2009 - BİR ANNENİN SON MEKTUBU(EMİN OLUN GÖZLERİNİZ DOLUCAK)

BİR ANNENİN SON MEKTUBU
 

..Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani yeri boştu.

Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu.

 

Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu.

İlk okulda iken bir gün annem bana 'merhaba' demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.?

Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım...

 

Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım bana, '..Senin annenin sadece bir gözü var. Diğeri ne biçim.!' Dedi. Diğerleri de gülüşüyorlardı.

O anda yerin dibine girmek ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim.

Bu yüzden, o gün onunla karşılaşınca dedim ki:

-'Beni gülünç duruma düşüreceğine, ölsen daha iyi!..'

Annem karşılık vermedi. Sadece, tek gözüyle bana biraz baktı ve uzaklaştı gitti...

Dediklerim hakkında bir saniye bile düşünmemiştim, çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde istemiyordum ama ev onun üzerineydi...

 

Çok çalıştım, kendime yeter oldum, sonunda Singapur'a okumaya gittim.

Bir süre sonra da evlendim. Birikimime borç ekleyerek kendime bir ev aldım.

Daha sonra çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum. Annemi unutmuştum...

 

Bir gün annem bizi ziyarete gelmişti. Öyle ya, kaç yıldır beni görmemişti.

Kapıya gelince, çocuklarım tek gözlü birini görünce birden korktular, sonrada güldüler.

'Babaanneniz' diyemedim. İçeri girince ilk fırsatta ona:

-'Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin.? Buradan hemen git.!' Dedim.

Bu çıkışıma annem kısık bir sesle:

-'Kusura bakmayın, ben yanlış adrese geldim galiba.!' Dedi ve çıktı-gitti...

...................

Aradan yine uzun bir zaman geçmişti.

Bir gün 'mezunlar toplantısı' için okulumdan bir mektup aldım.

Karıma; '..iş seyahatine gidiyorum' diye bahane uydurdum.

Mezunlar toplantısından sonra, birden aklıma düştü.'Sadece meraktan' eski evime gittim.

Eski komşularımıza sorduğumda, 'annemin öldüğünü' söylediler.

Önce biraz sevinç duyar gibi oldum ama içimde bir burukluk ve sızı hissettim.

Ben şaşkınca beklerken, 'bana verilsin diye annemin bir mektup bıraktığını' söylediler.

Açtım ve okumaya başladım:

-En sevgili oğlum... Her zaman seni düşündüm.

Singapur'a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzüldüm...

Mezunlar gününde geleceksin diye çok sevindim ve bekledim.

Ama; 'seni görmek için yataktan kalkabilir miyim' diye çok düşündüm...

Seni büyütürken, 'tek gözümle' sürekli bir utanç kaynağı olduğum için de üzgünüm... biliyormusun biricik oğlum. .?

Sen küçücükken, babanla birlikte bir kaza geçirmiştin. Baban öldü fakat sen, bir gözünü kaybetmiştin. Bir anne olarak, senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım...

Bu yüzden, babandan kalan tarlayı satarak, ameliyat masraflarına yatırdım.

İşte ,şimdi o yeri boş olan gözüm var ya , onu sana vermiştim. Nakil çok başarılı geçmişti, hiç fark edilmiyordu. 'O gözle, biricik oğlum görüyor ya...' diye çok mutlu oluyordum . ana yüreği ya oğul,  sana 'sen benim gözümle görüyorsun 'diyemedim .. 

Başarılarından dolayı seninle o kadar gurur duyuyordum ki, bu bana yetiyordu.

Her şeye rağmen, sen benim oğlumsun...     
 
 Bütün sevgilerimle... Annen.
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/2/2009 - KAŞGARLI MAHMUT

Kaşgarlı Mahmut 

XI. yüzyılda yaşayan Türk dil bilginidir. Divân-ı Lügati’t-Türk adlı eseriyle ünlüdür. Karahanlılar soyundandır. 1072 yılında yazmaya başladığı eserini 1074'te tamamlayarak Bağdat'ta Abbasî halifesi El-Muktedî Billah'a sunmuştu. Eserin el yazması tek kopyası Fatih Millet Kütüphanesi'nde 1910 yılında bulundu. 1915-1917 yıllarında öğretmen Kilisli Rifat Efendi'nin çevirisi üç, Besim Atalay'ın çevirisi ise beş cilt olarak basıldı.Karahanlılar döneminde yetişen ve ilk Türk dil bilgini olan Kaşgarlı Mahmut’un doğum tarihi, kesin olmamakla birlikte 1025 olarak biliniyor. Babası Barsaganlı bir bey idi. 1071-1077 arasında Bağdat’ta bulunan Mahmut, Türk kültürünün Araplara tanıtılmasında büyük rol oynadı.

İbn-i Fadlan, Gerdizi, Tahir Mervezî, Muhammed Avfî ve Beyhakî gibi kendi döneminin Türk hayat ve cemiyetleri üzerine eğilen ünlü alimleriyle birlikte Türk illerini adım adım dolaşan Kaşgarlı Mahmut, çalışmalarında Türkçe’yi resmi dil olarak kabul eden Karahanlı Devleti’nden de büyük destek gördü.Türkçe’nin serpilip gelişmeye başladığı o dönemde, Mahmut’la birlikte Balasagunlu Yusuf Has Hacib de Türk diline büyük hizmet etti. Bu iki Türk alimi, ortaya koydukları eserlerle, Türk dil birliğinin sağlanmasına önemli katkılarda bulundular.Aynı zamanda filolog, etnograf ve ilk Türk haritacısı olan Kaşgarlı Mahmut, Divân-ı Lügati’t-Türk adlı eserinde; yaşadığı devirdeki Türk illerinin ve boylarının kullandığı ağızları canlı olarak tespit etti.

Oğuz Türklerinin 24 boyu ile ilgili şemayı da verdiği eserinde, Türkçe’nin zenginliğini ve Arapça ile Farsça yanındaki değerini ispata çalışan Mahmut, ayrıca Türkçe’yi Araplara öğretmek gayesiyle Kitâbu Cevâhirü’n-Nahvi Lügâti’t-Türk adlı gramer kitabını yazdı.
Divân’ında Türk dilinin grameri yanında, Türk yer adları, Türk damgaları ve Türk topluluklarını da etraflı şekilde anlatan Kaşgarlı Mahmut, ömrünün sonlarına doğru tekrar memleketi Kaşgar’a dönerek, tahminen 1090’da burada vefat etti. Doğu Türkistan’da bulunan Kaşgar şehrine 35 kilometre uzaklıktaki Azak köyünde olan kabri, 1983 yılı Temmuz ayında bulundu. Türk illerini, obalarını ve bozkırlarını birer birer dolaşan ve Türk dili ve kültürüne ait topladığı malzemeyi titizlikle inceleyerek eserlerine alan Kaşgarlı Mahmut; Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma ve Kırgız boylarının ağız ve lehçelerini karşılaştırmalı olarak işledi. Ona göre; Türk lehçelerinin en kolayı Oğuz lehçesi, en dürüst ve kullanışlısı Yağma ve Tuhsi şivesi, en edebisi ise Kaşgar Türkçesidir.
Divân-ı Lügati’t-Türk, bir önsözle sözlük kısmından meydana gelmiştir. Önsözde yazar Türk dilinin tarifini, lehçelerinin özelliklerini sayar ve dilbilgisi kurallarını, Arapça’dakilere kıyasla gösterip tespit eder. Ana dilinin Arapça’dan çok üstün olduğunu söyler ve örnekler verir. Bu arada, o bilgileri nasıl elde ettiğini, nasıl bütün memleketleri gezip dolaştığını da anlatır. İkinci, yani sözlük bölümü, Türkçe kelimelerin Arapça izahlarını kapsar. Bu nedenle, eser, Arapça yazılmış bir Türkçe sözlüktür. Ya da Türkçe’den Arapça'ya sözlüktür. Arapça dilbilgisindeki şekillerine göre sıralanmış 7500'den fazla kelime hakkında açıklama yapılmıştır.

Büyük bilgin bu açıklamaları yaparken kelimelerin nerelerde ve hangi anlamlarda kullanıldığını göstermiştir. Bu esere ve onu izleyen başka eserlere kadar yazılı edebiyat örneklerimiz bilinmediği için, daha önceki yüzyıllara ait sözlü edebiyat örneklerini Kaşgarî'nin kitabından öğrenmekteyiz. Sagu denilen ağıtlar, koşuk dediği koşmalar, sav dediği atasözleri ve nazım şekillerinden başka verdiği dersten örneklerine bakarak meselâ Alp Ertunga adındaki destanlaşmış kahramanın varlığını da yine Divân-ı Lügati’t-Türk'ten öğrenmiş bulunuyoruz. Bu sebeplerden dolayı Kaşgarlı Mahmut'un Divân-ı Lügati’t-Türk'ü hem dil, hem edebiyat, hem toplum ve sosyoloji tarihimiz bakımından çok önemli belgeleri toplayan bir kaynaktır.

Ancak bu kaynak eser 1910 yılına kadar bilinmiyordu. Gerçi Kâtip Çelebi'nin Keşfüzzünûn adlı bibliyografyasında Kaşgarlı Mahmut'tan da söz edilmiştir. Ama bu bilgi çok sınırlıdır. Vanizade Nazif Paşa'nın yakınlarından bir hanım, 1910 yılında İstanbul'daki Sahaflar Çarşısı'nda dolaşırken bu dev eseri tozlu raflarda bulmuş, satın almak istemiştir. Elindeki ganimetin kadrini ancak o zaman anlayan kitapçı, kitabın fiyatını 25 altına kadar yükseltmiş, hanım da kitabı alamamıştır. Ancak işi Maarif Nezareti'ne duyurmuştur. “Ne olduğu belirsiz bir kitaba avuç dolusu altın verilemeyeceği” gerekçesiyle Maarif Nezareti, eseri satın almayı reddetmiştir.
Haber, kitap delisi merhum Ali Emiri Efendi'ye intikal etmiştir. Kitaplarını millete hediye ederek Fatih Millet Kütüphanesi'ni kurmuş ve ilk müdürlüğünü yapmış olan Ali Emirî Efendi, kitapçıyı getirtmiş, eseri inceledikten sonra adamı kütüphaneye kilitleyerek para tedarikine çıkmıştır. İşte böyle borç harç satın alınan Divân-ı Lügati’t-Türk, uzun zaman Ali Emiri Efendi'nin kıskanç titizliğiyle kütüphanede saklanmıştır. Ali Emirî Efendi, eserin basımına ancak Sadrazam Talat Paşa'nın ricası üzerine razı olmuştu. Eldeki yazma, Kaşgarlı Mahmut'un el yazısı olmamakla beraber ondan 192 yıl sonra Şam’lı Mehmet adında usta bir hattat tarafından yazılmış yer yüzündeki tek nüshadır. Kaşgarlı, eserini Araplara kabul ettirmek için iki yerde; Peygamberin iki hadisini zikreder ki, şunlardır:
“Yüce Tanrı: Benim bir ordum vardır ki onlara Türk adını verdim. Onları doğuda birleştirdim. Bir millete kızarsam cezalandırmak görevini onlara veririm...” buyurmuştur.
“Yüce Tanrı: Türkçe öğreniniz, çünkü Türkçe’nin uzun bir saltanatı vardır...” diye buyurur.
Divanü Lügati't-Türk dünyanın her yanında, Türkoloji ilmiyle uğraşan pek çok bilgin için paha biçilmez bir kaynak olmuştur. Üzerinde şimdiye kadar yerli, yabancı, uzmanlar çok çeşitli incelemeler yapmışlardır.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/5/2008 - sevimliköpeklerin bana hazırladığı bannerr

 

MERHABA ARKADAŞLAR

http://www.sevimlikopekler.blogcu.com

a çokkk teşekkür ediyorum!!!

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/5/2008 - HABERLERİM

     Merhaba arkadaşlar haberlerimize başlıyoruz...İşte ilk haberimiz:

http://iremkiz.blogcu.com a yapılan hediyeler:

                

                     

sakliduslersokagi arkadaşımın hediyesi

iremkizin dünyasi

...............................................................

 

 

purplegirls arkadaşımın hediyesi

......................................................

 

 

 

aybike66 arkadaşımın hediyesi

 

 

.................................................................

 

 

 

busegirl13 arkadaşımın hediyeleri

Glitter Graphics

Glitter Graphics

.........................................................................................

 

 

 

lovelyshe  arkadaşımın hediyesi

...................................................................................

 

 

 

sherkizhande arkadaşımın hediyeleri

 

 

.............................................................................

 

 

pillibebeqqqelifsu.blogspot.com arkadaşımın hediyesi

İremmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm

.....................................................................................

 

 

 

bu hediyeleri melikee97 arkadaşım yapmış

 

...........................................................

 

 

22winx22 arkadaşımın hediyesi

..........................................................

 

 

 

sherkizhande arkadaşımın hediyesi

 

................................................................................

 

stellagirlevrim arkadaşımın hediyeleri

 

 

 

...............................................................

 

 

 

nurevrim arkadaşımın hediyesi

.....................................................................

 

 

sevvepaylas  arkadaşımın hediyesi

.....................................................................................

 

 

 

sprgirl arkasaşımın hediyesi

.......................................................................

 

 

guzelkizsena arkadaşımın hediyesi

...........................................................................................................................

 

 

melisle arkadaşımın hediyesi

 

.................................................................

 

 

 

mutlulukkusum2 arkadaşımın hediyesi

....................................................................................

 

 

 

koddunyasi1 arkadaşımın hediyesi

.................................................................................

 

 

didolata arkadaşımın hediyesi

.........................................................................

 

 

hilalsevde0001 arkadaşımın hediyesi

.................................................................

EVET ARKADAŞLAR İREMKIZ ARKADAŞIMIZA BLOGUNDA BAŞARILAR DİLİYORUZ...

 

İŞTE SİZE KÜÇÜK BİR BİLGİ;

 

Her fotoğraf makinesi temel olarak ışık geçirmez bir kutudur. Bir fotoğraf makinesinin ön kısmında, resmi çekilen konudan yansıyan ışığın içeri girmesine olanak sağlayan ve genellikle açıklığı değişebilir bir diyaframı olan objektif; arkasında ise, görüntünün kalıcı bir kaydını yapabilen, ışığa duyarlı bir film vardır.

En basitinden en gelişmişine dek bütün fotoğraf makinelerinin dört temel ortak parçası vardır: objektif, diyafram, obtüratör ve vizör.

Konudan gelen ışık önce objektifte toplanır ve odaklanır. Sonra, diyaframdan, yani objektifin içindeki bir diskin ortasından geçerek obtüratöre ulaşır. Fotoğraf makinelerinin çoğunda obtüratör filmin tam önüne yerleştirilmiştir. Obtüratör fotoğraf çekerken belli bir süre açık kalarak objektiften gelen ışığın film üzerine düşmesini sağlar. Vizör makineyi konuya odaklamaya yönelik bir düzenektir.

 

atatürkün yüzündeki tebessüme bakın arkadaşlar...Uuntmayın ki arkadaşlar Atatürk ölmedi KALBİMİZDE YAŞIYOR GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ ANITKABİRDEN BİZE BAKIYOR...

 

                                                 ARKADAŞLAR KÜÇÜK BİR REKLAM ARASI...

 

Kullanılan Mazemeler:

-Yumurta

-Pullar

-Boncuklar

-Aksesuarlar

-Artık Mazemeler

 

Yapılışı:

-İlk olarak yumurtanın alt kısmından ufak bir delik açarak içersindeki yumurtayı bir kaseye boşaltıyoruz.İçerisini iyice temizliyoruz.

-Yumurtanın dış kısmını boncukla,pul ve aksesuarlarla değişik tasarımlarla düzenleyebiliriz.Örneğin;boncuklarla göz,ipliklerle saç vb.

-Oyuncakların gövdeleriyle yumurtanın delik kısmına bacak,gövde yerleştirebiliriz.Örneğin; ben ahtapot bacaklarından yumurtaya bir gövde oluşturdum.

-Daha sonra değişik aksesuarlarla şapka,kolye gibi tasarımlar yaratarak çalışmamızı renklendirebiliriz.

 

  Uyarı!!!

 

bu çalışmayı yaparken çok titiz davranmalısınızzzz....

 

 

ARKADAŞLAR REKLAMLARA BİR SON VERİYORUZ VE HABERLERİMİZE DEVAM EDİYORUZZZ

 

EVET,BUGÜNKÜ REKLAM SİTEMİZİN ADI;

http://iremkiz.blogcu.com

 

EVET ARTIK HABERLERİMİZE SON VERİYORUZ YORUMLARINIZI BEKLİYORUM YORUMLARINIZDA SİTEMİ YAYINLAYIN DERSENİZ YORUMLARINIZDA GÖRÜCEM AMA BEN MSN Mİ VERİYİM: sevdakonar@hotmail.com

 

herkeze başarılar

sevgilerimle;

sevdagirl

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

merhaba siteme hoşgeldiniz...umarım eğlenirsiniz...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

enchantixfriends
35yarismalar35
sevimlikopekler

Bannerlerim


Grup Hepsi